Image
07.11.2019 / 09:36 Okunma Sayısı: 174

Araştırmacı Gazeteci-Yazar İsmail Zubari’nin kaleminden; Titus Tünelinin Gölgesinde Kalan Antik Kent: Seleucia Pieria...

Bir süre ara verdiğim Samandağ yazılarına devam edelim. Bu yazıları kitaplaştıracak sponsor bulunursa kütüphanemizin baş köşesinde yer alacak bir esere kavuşuruz umarım..
Titus Tünelinin Gölgesinde Kalan Antik Kent: SeleuciaPieria
“Kutsal ruhun buyruğuyla yola çıkan
Barnaba’yla Saul, Selefkiye’ye gittiler,
oradan da gemiyle Kıbrıs’a geçtiler.”
(İncil-Elçilerin İşleri 13–4)
Ey Vasi; binlerce yıl önce kurulmuş bir şehrin kalıntılarını gezdin mi hiç bilemem? Ben gezdim. Hem de defalarca. Gezdikçe daha çok sevdim. Oranın gizemli havasını soludum, iliklerimin derinliklerine kadar hissettim geçmiş zamanın uygarlıklarını. Sağa sola dağılmış eserlerini gördüm, yapılarını seyrettim, mağaralarında dolaştım durdum. Pazar yerinde çığırtkanların sesleri doldu kulaklarıma. Bilmediğim dillerde konuşulanları anlar gibi oldum. Balıkçıların vahşi şakalaşmalarına tanık oldum sessizce. Seyyahların meraklı gözleri ilgimi çekti kimi zaman. Açlığın, sefaletin kahrolası utancı içinde sahiplerine hizmet için koşturan köleleri gördüm görkemli villaların bahçelerinde. O villalarda kudretin acımasız saltanatı içinde oturan kibirli kodamanları gördüm. Velhasıl iyiyi de gördüm, kötüyü de. Ancak hiç biri beni bu şehri sevmekten alıkoymadı.
Tahmin ettiğini biliyorum, bu şehrin adı Seleucia Pieria. Yani bugünkü Samandağ’ın en eski adlarından biri. Şehrin kuruluşundan yaklaşık 350 yıl sonra Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil’de ismi böyle geçiyor “Selefkiye”.
Ey Vasi; M.Ö. 300 yılında kurulan bu şehir defalarca istilalara, şiddetli depremlere ve terkedildikten sonra yüzlerce yıl süren talanlara rağmen hala görülmeye değer egzotik yerlerden biridir. Şimdi seninle yüksekçe bir yere çıkalım ve gözlerimizi kapatıp geçmişe dalalım. Şehri kuşbakışı görebileceğimiz bir yer olsun. Batıda Akdeniz’i göreceksin. Yaz boyunca batı (Anasil*), kış boyunca da şark rüzgârlarıyla dalgalanan, bembeyaz köpükleriyle masmavi engin denizi tahayyül et. Suların üstünde yalpalayıp ilerlemeye çalışan Fenike kadırgaları, Yunan ticaret gemileri ve bilumum farklı dil ve lehçeleri konuşan diğer halkların irili ufaklı deniz taşıtları. Büyük bir limana girmeye çalışan filolar var. Limanla deniz arasında küçük bir kanal var. O yüzden insanlarda her zaman bir telaş hakim.
Güneyde geniş bir ova göreceksin. Muhtemelen büyük kısmı sazlıklarla kaplı. Deniz tarafında geniş kumluk bir alan kıyı boyunca uzanıyor. Bataklıklar içinden kıvrılıp akan ve ‘Doğudan Akan Nehir’ anlamındaki Orontes’i (Asi) görebiliyor musun? Onun yılankavi uzanan mecrası içinde Al-Mina limanının taşındığından habersiz tek tük gemiler var hala. Gemiciler şaşkın. Nerede o şaşaalı liman ve tüccarlar diye soruyorlar birbirlerine.
Doğuda kalın gövdeli, sık ağaçlarla kaplı alçak tepelikler var. Arada kumul tepelikler denizden kilometrelerce uzakta, kendi eko-sistemlerini yaratmış farklı bitki yapılarıyla dikkat çekiyorlar. Her tarafta küçük pınarlar hayat veriyor çevresine. Canlı ne varsa istifade ediyor.
Şimdi kuzeye doğru bir göz atalım. Denizden hemen içeride dağın eteklerinde hummalı bir faaliyet var. Binlerce insan yeni bir şehir kuruyor. Büyük taş bloklar kızaklar üzerinde yavaş yavaş yerleştirilecekleri alanlara doğru sürükleniyor. Dağın hemen dibinde yer alan doğal körfezin çevresi surlarla çevriliyor. Yukarıda imalathaneler ve yeni yerleşim alanları kuruluyor. Muzaffer lakaplı Makedonyalı komutan Seleucos kurmaylarını toplamış görevlerinin ayrıntılarını anlatıyor. Kendisine başkent olarak seçtiği bu şehrin mükemmel olmasını istiyor. Coğrafi şartlar da uygun. Görenleri hayran bırakacak bir şehir olmasını istiyor. 19 yıl sonra kendi küllerinin bu şehrin kenarında deniz kıyısında serpileceğini biliyor muydu acaba? Diyeceğim odur ki yeni bir şehir inşa ediliyor ve bu şehir zamanla Doğu Akdeniz’in en zengin, en müreffeh ve en talihsiz şehirlerinden biri olacaktı. Stratejik önemi büyüktü, ancak onu kuranlar fay hattından bihaberdi. Onlar belki de dünyayı boynuzları üzerinde taşıyan boğanın başını sallamaması için dua ediyor, kurban sunuyorlardı zevkine düşkün kıskanç Tanrılarına.
Ey Vasi; şimdi aşağı inelim ve bugün sana anlattığım şehri bir inceleyelim.
SELEUCİA PİERİA'NIN ŞEHİR YAPISI
SeleuciaPieria'nın şehir yapısı coğrafi konumu nedeniyle iki bölgeden oluşuyordu. Yukarı şehir ve aşağı şehir olarak adlandırılan bu bölümler ticaret, imalat ve yerleşim durumunu yansıtıyordu. Zaten şehrin kurulduğu bölgedeki arazi yapısı bunu gerekli kılıyordu. Yukarı şehir dağın üst yamacında yer almıştı ve burası denizden yaklaşık 50 – 60 metre yüksekliğinde eğimli bir arazide yer almaktaydı. Burada imalathaneler, mabetler ve resmi binalar inşa edilmişti. Dağın güneybatı tarafında dik kayalıklar şehri aşağıdaki bölümden ayırıyordu. Aşağı şehirle buradaki bağlantıyı dik kayalıklara oyulmuş ve 7–8 kişinin yan yana yürüyebileceği muazzam merdivenler sağlıyordu. Merdivenlerin bir kısmı hala yerinde durmaktadır. Merdivenden biraz önce sol tarafta kayanın içine oyulmuş ve bekçi odası olarak kullanılmış olması muhtemel bir mağara bulunmaktadır. Buranın daha sonra rahiplerin kehanet ocağı olarak kullanıldığını tahmin ediyorum.
Yamacın daha üst kısımlarında bugün Kapısuyu köyünün bulunduğu bölgede yerleşim alanı yeralmıştı. Şehir surları bu yerleşim alanının daha gerisinde inşa edilmiş ve kıvrılarak yamaca kadar devam ediyordu.
Aşağı şehir liman çevresinde kurulmuştu. Liman tesisleri, yanında pazar, çarşı, dükkânlar ve zanaatkârlar bulunmaktaydı. Bu çevrede bugün hala kalıntıları görülebilen çok sayıda buğday deposu da yer almaktaydı (gronaryum). Buğday depolarının çokluğu limanın taşıdığı stratejik önemi gösterme açısından önemliydi. Seleucoslar ve Roma dönemlerinde imparatorluğun gıda ihtiyacının önemli bir kısmı buradan karşılanıyordu. Kısacası limana hâkim olan bir ölçüde imparatorluğun başkentine de hâkim oluyordu. Bunu en iyi anlayan Roma imparatoru Vespasianus oldu. Vespasianus dağ yamaçlarından süzülüp vadi boyunca akan ve liman için olumsuzluk yaratan sel taşkınlarıyla sürekli boğuşmak yerine sorunu temelden çözecek bir projeye imza attı. Vespasianus-Titus ismiyle anılan tünelin inşaatına onun zamanında başlandı. Bu tünelin hikâyesini çok duymuşsundur. İleride birde benden duymanı isterim.
Liman ve çevresinde aynı zamanda büyük bir hamam ve küçük bir tiyatro yer almaktaydı. Burası şehrin en canlı en hareketli yerlerinden birisiydi. İhracat ve ithalat merkezi olduğu için büyük depolar, ayrıca gemi onarımı için küçük bir tersane inşa edilmişti.
Teraslarda zemini mozaikle kaplı lüks villalar yer alıyordu. Şehrin surları içinde yer alan liman bir boğaz ile denize bağlıydı.
Aşağı şehirle, yukarı şehir arasında bulunan kapı iki burçla dar bir geçidi ihtiva etmekteydi. Bunu burcun kalan izlerinden anlamak mümkündür. Surun kalınlığı 4 metredir,uzunluğu 12,5 km.’yi bulur. Şehrin tamamı surla çevriliydi. Bu duvarların çok az bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Bazı yerlerde kalıntıları durmasına rağmen duvarın büyük bir bölümünü oluşturan taşlar eski evlerde kullanıldığından bugün sadece temellerinin izi kalmıştır. Uzaktan bakıldığında rahatlıkla sur izleri görülebilmektedir. Çevre duvarları içerisinde kalan liman 16 hektardır. (160 dönüm)
Şehrin biri liman, ikisi karada olmak üzere 3 büyük kapısı vardı. En güneydeki kapı şehrin pazar kapısı olarak adlandırılmış ve liman yakınındaki agoraya** gitmek için kullanılmıştır. Pazar kapısının 500 adım güneyinde büyük kare şeklindeki düzlük bir agorayı andırır. Bu kapı surların dibindeki kapı Bab el- Kils (kireç kapısı) ve kral kapısı olarak bilindiğine dair görüşler vardır. Şehrin içinden geçen suyun surlardan çıktığı yerdeki kapıya Bab el-Mina (liman kapısı) denilmekteydi. Yukarı şehrin uzun duvarında yalnız bir kapı (Bab el-hava) yapılmıştır. Kapısuyu (El Kabusiye) köyüne giden yol buradan başlamaktadır. Bugün şehir nekrapolünün olduğu bölgede yolun batısında yerleşim yerine açılan bu kapının duvarları sağlam bir şekilde yerinde durmaktadır. Antik yerleşim yerlerinde nekrapoller (mezarlık) genellikle şehir surunun hemen dışında yer alırlar. SeleuciaPieria’ da yer alan ve Beşikli mağara ismiyle bilinen kaya mezarları bir istisna teşkil etmektedir. Bu mağarayı da ileride sana anlatmak niyetindeyim.
Boğazın denize açıldığı yerde iki bekçi evi yapılmıştır. Güneydeki bekçi evi kalenin içinde 3x12 metre ebatlarında bir oda şeklindedir. Limanın doğu tarafındaki eski liman, duvar izleriyle tespit edilmiştir. Limandan denize bir kanalın gittiği, kanalın etrafındaki sıra kulelerle tespit edilmiştir. Dış binanın eni 130–140 metre olarak saptanmıştır. Güneydeki iskele 100 metre uzunlukta ve 9 metre genişlikte olup yapısını kısmen koruyabilmiştir.
Şehir için çok önemli olan limanın sel sularının getirdiği kum ve çakıllarla dolmaması için Roma döneminde 220 metrelik kısmı dağın altından geçen 950 metre uzunluğunda 6–7 metre genişliğinde muazzam bir kanal inşa edildi. Bu limanın iyi bir durumda kalması yalnız Antiochia için değil aynı zamanda diğer liman şehirleri için de gerekli idi. Tünel (kanal) yapılmaya başlanmadan önce Orontes'in ağzının küçük tonajlı gemilerin girmesine müsait bir duruma getirildiği zannedilmektedir.
Şehri kuran Seleucos akıllı, enerjik, müstesna bir askerdi. Doğu seferi sonunda “Nicator” (Muzaffer-Galip) unvanını alan komutan devletin yönetim yerini Dicle üzerindeki Seleucia’danOrontes (Asi) yakınındaki Seleucia’yı kurarak buraya taşır. Bundan kısa bir süre sonra Antiochia'yı kuran Seleucos, SeleuciaPieria'yı her zaman başkent olarak görmüştür.
SeleucosNicator'dan sonra gelen hanedan üyeleri zevk ve sefahat düşkünü birbirinden zayıf insanlardı. Ön ve Orta Asya’nın ırk, kültür ve din bakımından birbirinden farklı savaşçı kavimlerini bayrakları altında birleştirmek oldukça zordu. Nitekim Seleucos I. Nicator’un ölümünden hemen sonra kurduğu hanedanlık parçalanmaya ve dağılmaya başlar. Bu hanedanlığı ortadan kaldıranlar Romalılar olur. Romalı komutan Pompeius M.Ö. 64 yılında Seleucosların üzerine yürüyerek hanedanlığın varlığına son verir. Seleucosların son hanedanı Antiochos XIII krallıkta bırakılması için ricada bulunur. Ama Pompeius memlekette huzur ve asayişi sağlayacak kudretten yoksun olduğunu ileri sürerek bu isteği reddeder. Suriye bir Roma eyaleti haline getirilir. PompeiusSeleucia’nın yönetimini cesur Seleucia halkına vermiştir. Antiochos XIII son yıllarını sade bir vatandaş gibi geçirdi ve İ.Ö 58 yılında öldü
SeleuciaPieria526 yılında tarihin kaydettiği en büyük depremlerden birine sahne olacak ve yerle bir olacaktı. Yeniden inşa edilmeye çalışılsa da iki yıl sonra aynı şiddete başka bir deprem şehri tarih sahnesinden siler. Bu depremlerin tahmini şiddeti 9 ve üstü olarak kayıtlara girmiştir.
Ey Vasi; sana bu talihsiz şehirden arada bir bahsetmeye devam edeceğim. Şimdi deniz kıyısına gidip güneşin batışını seyredelim. Ne dersin?
*Anasil: Samandağ’da yaz boyu denizden esen batı rüzgârının yerel dildeki adı.
**Agora:Antik Yunan kentlerinde şehrin yönetim, politika ve ticaret işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan.

ARŞİV HABERLER

SOSYAL AĞLAR

ZİYARETÇİ SAYISI

148.319 kişidir.