31 Mart 2024 yerel seçimleri Türkiye siyasetinde önemli bir dönüm noktası oldu. CHP, Türkiye genelinde yüzde 37,77 oy alarak birinci parti oldu. Büyükşehir belediyelerinde de Ak Parti'nin önüne geçti. Yıllardır iktidarın güçlü olduğu birçok kentte seçmen tercihini değiştirdi.
Sandıktan çıkan sonuç yalnızca belediye başkanlarının değişmesi değildi. Aynı zamanda yerel yönetimlerde yeni bir siyasi tablonun ortaya çıkmasıydı.
Ancak seçimlerin üzerinden geçen yaklaşık iki buçuk yılda bu tablo önemli ölçüde değişti.
Belediye başkanlarının tutuklanması, görevden uzaklaştırılması, bazı belediyelere kayyum atanması, belediye meclislerinde yapılan başkanvekilliği seçimleri ve parti değiştiren belediye başkanları derken 2024'te sandıkta oluşan yerel yönetim haritası yeniden şekillendi.
T24'ün 31 Ekim 2026 tarihli araştırmasına göre, 2024 seçimlerinde kazanan partilerin 81 ilin 37'sindeki belediye yönetimi değişti. Ak Parti 'nin yönettiği il merkezi belediyesi sayısı 24'ten 29'a yükselirken, seçimlerde 35 il kazanan CHP'nin yönettiği il sayısı altıya geriledi. Aynı araştırmada, ilçe ve beldeler de dahil edildiğinde Ak Parti 'ye geçen belediye sayısının 112'ye ulaştığı belirtildi.
Bu değişimlerin tamamını tek bir nedenle açıklamak mümkün değil. Kayyum atamaları, görevden almalar, belediye meclislerinde yapılan seçimler ve siyasi transferler birbirinden farklı süreçler. Ancak ortaya çıkan tablonun 2024'te sandıkta oluşan sonuçlardan oldukça farklı olduğu ortada.
Tam da böyle bir dönemde, yedi yıl önce gündeme gelen bir önerinin yeniden karşımıza çıkması dikkat çekici.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 2 Nisan 2019'da yaptığı açıklamada şöyle demişti:
“Öyle bir sistem inşa edilsin ki sadece büyükşehir başkanını seçelim. O da üstlendiği görev ve yetkiye dayanarak, ilçe belediye başkanlarını belirlesin.”
Bu öneri hayata geçirilseydi büyükşehir belediye başkan adayı, birlikte çalışacağı ilçe belediye başkanlarını da belirleyecekti. Böylece seçmen, bugün olduğu gibi büyükşehir ve ilçe belediye başkanları için birbirinden bağımsız tercihlerde bulunamayacaktı.
Dönemin basınına yansıyan modelde büyükşehirlerdeki muhtarlıkların kaldırılması seçeneği de yer alıyordu.
Şimdi aynı tartışma yeniden gündemde.
Peki, neden şimdi?
2024 seçimlerinde Cumhur İttifakı'nın karşılaştığı siyasi sonuçların ardından yerel yönetimlerde yaşanan değişimleri düşündüğümüzde, bu eski önerinin yeniden dolaşıma girmesi ister istemez bazı soruları beraberinde getiriyor.
Acaba 2024 seçimlerinin ardından ortaya çıkan siyasi tablonun rövanşı mı alınmak isteniyor?
Kayyum atamaları, görevden uzaklaştırmalar ve siyasi transferlerle değişen belediye yönetimlerinin ardından, büyükşehir belediye başkanına ilçe belediye başkanlarını belirleme yetkisi tanıyacak bir sistem mi düşünülüyor?
Yoksa geçmişte gündeme gelen bu öneri yeniden dolaşıma sokularak kamuoyunun nabzı mı ölçülüyor? Olası bir değişikliğe toplumun, yerel yöneticilerin ve siyasi partilerin nasıl tepki vereceği mi görülmek isteniyor?
Elbette bunlar benim değerlendirmelerim ve sorularım. 2026 yılında böyle bir sistem değişikliği hazırlığı yapıldığına veya kamuoyunun tepkisini ölçmek amacıyla özel bir çalışma yürütüldüğüne ilişkin elimizde doğrulanmış bir belge bulunmuyor. Üstelik MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz, 30 Ekim'de muhtarlıkların kaldırılmasına yönelik herhangi bir kanun teklifi veya parti çalışması olmadığını açıkladı.
Ancak geçmişte gündeme gelen önerilerin bugün yeniden tartışılması, bu soruları sormamıza engel değil.
Bir de meselenin muhtarlık boyutu var.
2019 yılında büyükşehirlerde muhtarlıkların kaldırılması seçeneği de gündeme getirilmişti. Oysa muhtarlıklar yalnızca belge düzenleyen idari birimler değil, mahallelinin doğrudan seçtiği temsil makamlarıdır.
Özellikle 6 Şubat depremlerini yaşamış Hatay'da ve Samandağ'da muhtarların önemini anlatmaya gerek var mı?
Mahallelerin sorunlarını, vatandaşların taleplerini, altyapı eksikliklerini ve deprem sonrasında yaşanan mağduriyetleri ilgili kurumlara ileten muhtarlar, yerel temsilin önemli bir parçası.
Belediyeler açısından da benzer bir durum söz konusu. Büyükşehir ile ilçe belediyeleri arasında siyasi uyum sağlamak gerekçesiyle seçmenin tercih hakkının yeniden düzenlenmesi, yalnızca idari bir değişiklik olarak değerlendirilemez.
Çünkü bir ilçenin belediye başkanını o ilçede yaşayan insanlar seçer. Büyükşehir belediye başkanını da yine kentte yaşayan seçmen belirler. İki tercihin farklı olması, demokrasinin ortadan kaldırılması gereken bir sorunu değil, demokratik temsilin doğal sonucudur.
Elbette yerel yönetimlerin daha uyumlu çalışması için yeni modeller tartışılabilir. Ancak bu tartışmanın merkezinde halkın seçme ve seçilme hakkı bulunmalıdır.
2024'te sandıktan çıkan irade, sonraki süreçte yaşanan gelişmeler ve bugün yeniden gündeme taşınan 2019 önerisi birlikte değerlendirildiğinde, sorulması gereken soru yalnızca muhtarlıkların kaldırılıp kaldırılmayacağı değil.
Acaba yerel yönetimlerde yeni bir dönem mi hazırlanıyor, yoksa 2024 seçimlerinin siyasi sonuçlarını değiştirecek daha kapsamlı bir model mi tartışmaya açılmak isteniyor?
Bunu zaman gösterecek.
Ama unutulmaması gereken bir şey var: Belediyeler de muhtarlıklar da siyasetçilerin değil, halkın kurumlarıdır. Sandıkta ortaya çıkan iradeye saygı, yalnızca seçim günü değil, seçimden sonraki bütün süreçlerde de gösterilmelidir.
