19 Mart sabahı uyandık ve Cumhurbaşkan aday adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve gazetecilerin de olduğu 105 kişinin; suç örgütü yöneticisi olmak, suç örgütüne üye olmak, irtikab, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek, ihaleye fesat karıştırmak gibi 7 ayrı suçlamayla tutuklandığını öğrendik. Bütün plan tamam tepki olursa diye sıkı yönetim de hazırlanmış, adalet olmayınca devlet büyük bir çeteden başka nedir ki?
İlçe belediyelerine yapılan kayyımlarla abluka altına alınan Ekrem İmamoğlu, iktidarın sessizliği üzerine, şimdiyse İstanbul'a kayyım atayacağı çıkarımını yapıyoruz. Türkiye'nin yıllarca terör örgütü dediği isim, ülkenin dış işleri bakanı tarafında ansızın 'Kurucu Lider" olabiliyorken, ritüelin günah keçisi muhalefet gösteriliyor. İktidar PKK'yla iş yürütürken muhalefet üyelikle suçlanıyor. Anlayacağınız 28 Şubat mağdurları, şimdi başkalarını kurban etme yolunda.
İçerisinde bulduğumuz süreç, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin yargı eliyle hak, hukuk ve adalete kepenk vurmasıdır. Parlementer sisteme hasret kalan Türkiye şimdilerde Atatürk'ünü arar oldu. " Eğer bir yerde geleceğe yönelik bir güven yoksa, insanlar geçmişe sıkı sıkıya sarılırlar. Bu söz İsrailli bir parlementere ait. Ne kadar doğru siz karar verin.
Unutulmamalı ki 19 Mart Türkiye siyasî tarihinin önemli dönüm noktalarından birisi olacaktır. Sandık kalktı demokrasiye dar ağacı yakıştırıldı. Erdoğan Abdülhamid olmaya karar verdi. Ancak Türkiye Abdülhamid'in hasta Osmanlı'sına dönmeye hazır mı? Bunu görünceğiz.
Yaşanan bu süreç ekonomik anlamda da büyük kırılmalarada yok açacak. Nede olsa adaletin olmadığı yerde güvende olmayacak ve dış pazarlarımız git gide yok olacak. Sonrasında ne mi olacak? Yoksullukla, ağır ekonomiyle karşılaşan halk, daha önce ki baskılara, darbelere nasıl karşılık verdiyse şimdi de aynısını gösterecek. Kimseler, bırakın yapsınlar bırakın geçsinler demeye razı olmayacak. Tabii burada muhalefete külfetli bir sınav düşüyor, içinde olduğu şaşkınlıktan çıkıp bir an önce sürece dahil olması gerek.
19 Mart sabahı bir kahramana dönüştürülmeye çalıştırılan İmamoğlu, biliyoruz ki iktidarın yaptığı en büyük hata oldu. Mağduriyet artık kurbanını seçti. Peki kahraman, kahraman olmaya hazır mıydı? Bunuda göreceğiz.
Domino taşları gibi dökülen Türkiyenin sistem ayakları şimdi diz çöktürmek yolunda ilerliyor. Bu ilerleyişi yalnız ve yalnız halkın bu baskı rejimine yazacağı mıhtırayla değiştirecektir. Geçmiş seçimlerimiz ne kadar acı olsada yanı başımızdaki tehlikelerden korunabilmek için tek çare, bu rejimle savaşmak olacaktır. İçerisinde nice acılara, haksızlıklara, despotluklara şahit olduğumuz bu yüz yılda yaşamak artık kutsal değil, yaşatmak kutsal olacaktır.
Şimdilik, hak hukuk ve adaletle kalın, sevgilerle.